Sadece özgür olanlar yaşayabilir, ama yaşayanlar özgür değildirler.

Kırılan Rüyalar


“Delikanlı” dedi gür bir sesle mobilyacı. Kıraathanede çalışan 17 yaşındaki uzun boylu genç adam, elindeki çay tepsisiyle ona döndü. “Bize iki çay” diye ekledi mobilyacı ardından. Delikanlı kafasını salladı ve yoluna devam etti. Tepsideki çayları dağıtıyor, boş çay bardaklarını da topluyordu. Tepsiyi tekrar doldurmaya kıraathaneye döndü.

Babası onu bekliyordu. “Hemen, hemen ,hemen bekleme soğumasın” diye tepsiye çay bardaklarını doldurdu. Babasının yanında çay, kahve getirip götürüyordu. Babasına yardım etmekten oldukça memnundu. İşe ilk başladığında az tepsi devirmemişti ancak babası onu sıcak bir gülümsemeyle karşılamış her zaman teselli etmişti.

Elindeki tepsiyle yola çıktı, mobilyacı pis pis sırıtıyordu. Kazıklayacak müşteri buldu mu sarı dişlerini göstererek pişkince sırıtırdı. Delikanlı çayları götürdü, sehpaya koydu. Kalan çayları dağıtırken dengesi bozuldu, biraz sendeledi. Çaylar yarıya inmişti. Tazelemeye kırathaneye giderken herkesin dışarı koştuğunu gördü, anlam verememişti. 

Az ilerdeki süs havuzuna baktı, su dalgalanmış,taşıyordu. Arkasındaki binanın camları patladı. Tepsiyi yere atıp, başını korudu. Babası ona “Yere yat, kendini koru” diye bağırıyordu. Delikanlı babasını dediğini yapmıştı. 34 saniye boyunca binalar yıkılmış, sular taşmıştı. Herkes doğrulmuş, toplanma alanlarına koşuşturuyordu.

Babası delikanlının yanına koşmuş, ona sarılmıştı. Deprem oldu, her şey geçti diyerekten açıklama yapıyordu. Oysa dükkanın bulunduğu apartman yıkılmıştı. İçinde annesi ve kız kardeşi vardı. Babası göz yaşı içinde enkaza baktı, beklemekten başka çaresi olmadığını biliyordu. Patlayan su borusu ise her şeyi daha kötüleştirme peşindeydi.

Toplanma alanındayken tekrar deprem oldu. Bu seferkinin şiddeti daha azdı, ancak yağan yağmurlarla ve çıkan yangınlarla olaylar daha kötü bir hale geldi. En azından ıslanmamak için bir yere girmeleri gerekiyordu. “Gitmemiz lazım” dedi. Delikanlı babasının kolundan tutmuş hızla çekiyordu. Babası durdu, “Az bekle yoruldum” dedi. Enkazlar içinden iniltiler geliyordu, oluşan sel içinde yüzlerce kişi kaybolmuştu.

Delikanlı o suya karşı yürümeye çalışıyordu, Gerçi su göğsüne kadar geliyordu, babasına baktı. Babası da rahattı, enkaz altında olan ailesinin geri kalanı endişeleniyordu. Gözlerinden endişesi ve kederi anlaşılıyordu. O suyun içinde belki 10 belki de 15 dakika kaldılar. Yapabilecekleri bir şey yoktu sonuçta.

Suların birkaç saat aldı, ancak büyük yıkıma sebep olmuştu. Göreni dehşete düşüren felaket çiçeği tamamen açmıştı. Sudan bozulmayan eşya, neredeyse ayakta kalan bina yoktu. Her şeyi baştan yapmak şehir halkı için zahmetli olacaktı. Zaten inşa etmesi çok uzun sürecekti.

Delikanlı’nın artık babasından başka ailesi kalmamıştı, belki de annesi ve kardeşinin enkazın altında ölü bedenleri vardı. Aslında gelen selden ölmüş olmaları daha olasıydı. Kendi suçu olmadığını biliyordu ama öyle hissetmekten de kendini alıkoyamıyordu. Akşam babasının hıçkırıklarını duyuyordu. İçten içe hala kendini suçlu hissediyor, orda olsam onları kurtarabilirdim diye düşünüyordu.

Dana üç gün olmuştu, yerlerde hala soğuk betonlar arasında kalmış insanların yardım çığlıkları duyuluyordu. Tonlarca koli yardım gelmesine rağmen orada bile torpil söz konusuydu. Bilet fiyatları üç katı olmuşken akrabalarının yanına bile gidecek paraları yoktu. Birinin bir şeyler yapması gerekiyordu

RAW is a WordPress blog theme design inspired by the Brutalist concepts from the homonymous Architectural movement.

Subscribe to our newsletter and receive our very latest news.

Geri dön

Mesajınız gönderildi

Uyarı
Uyarı
Uyarı!

Yorum bırakın