Yağan yağmur, yolları gölete çevirmişti. Yine dükkanları sel basacağı ve bunun bir hafta haberlerden düşmeyeceği, ancak yine de esnafların zararlarının karşılanması adına hiçbir şey yapılmayacağı barizdi. Yoldan geçen arabaların bile tekerleğinin yarısı su altındaydı, ona rağmen yağmur hala hiddetle yağıyordu. Gökyüzü acaba neye üzülmüştü de yeryüzünü unutmuştu. Yağmurla beraber şehri kasvetli bir hava kaplamış, şehir hem betonlar hem de bulutlar nedeniyle gri bir gelinlik giymiş gibiydi.
Böyle havaları çok severdi, ona kalsa yağmur dinlene kadar sokağı izlerdi. İnsanların dükkanlarını su bastıkça nasıl perişan olduklarını, bir şeyler kurtarmak amacıyla elinden ne geliyorsa yapmalarını ama sonuç alamamalarını izlemek hoşuna gidiyordu. Zaten insan hayatı bundan ibaret, tüm hayatın boyunca çabalayıp, karşılığında mutlu dahi olamazsın.
Düşüncelerden sıyrılıp üstüne yağmurluğunu geçirdi, çizmelerini giydi. Islanmayı severdi ancak dershaneye gitmesi gerekiyordu. Lisedeki son senesiydi, eğitim sistemi yüzünden bütün gençlik yılları heba olmuştu. Hiçbir uğraşı yoktu, her şey için geç kalmış gibi hissediyordu oysa daha kendini bile tanımıyordu. Hayatta amacı yoktu, yaptığı tek şey ona söylenenleri yerine getirmekti. Annesi avukatlık okumasını istiyordu. İtiraz etmeden kabul de etmişti bunu ama içinde garip bir his vardı.
Kapıdan dışarı çıktı, ruhsuz bedenlerin bulunduğu bir otobüse bindi. Yer bulamadı, ayaktaydı. Küçüklüğünden bu yana ülke de çok şey değişmişti. İnsanlar iyiliğin varlığını unutmuşlardı, belki de hepsi o nedenle bu kadar umutsuzdu. Avukat olduktan sonra devlet kadrolu avukat olarak çalışmayı planlıyordu, annesi milletvekili amcasından rica etmişti. O ise bunun haksızlık olduğunu düşünüyordu ancak kelam etmemişti konu hakkında.
İneceği durağa gelmişti, indi. Burada suyun yüksekliği daha fazlaydı, çizmeleri bu nedenle giymişti. Üniversite sınavına üç gün kalmıştı, dershanenin son günüydü. Kurtulduğuna seviniyordu. Dershanede kimse derslerle ilgilenmiyordu. Herkesin parası vardı akılları fikirleri eğlencedeydi. Güzel, ince vücutları hakkından sohbet döndürüp duruyorlardı. Asla ince ve güzel olmadığı için kötü hissediyordu sohbet arasında.
Küçüklüğünde zorbalığa uğramıştı, yeme bozukluğu vardı. Aslında dershanedeki herkesten ince bir deri bir kemikti ancak asla ince hissetmiyordu. Sürekli yememe ihtiyacı hissediyordu, artık ona iskelet diyorlardı. Belki güzel olsa iskelet demezlerdi, diye düşünüyordu sürekli. Dershanede o gün anlatılanları dinlemek yerine dışarıyı seyretti. Acaba ölmek için en kolay yol neydi?
Sınav gününde hiç heyecanlı değildi. Üç yıl boyunca çabalamıştı, olması gerekiyordu. Yedek bir planı yoktu, tek çaresi vardı kazanmak. Sınav sınıfına girdi, ismi yazılı sıraya oturdu. Galiba yıllardır onu terkeden duyguları yavaş yavaş geri dönüyordu. Daha ilk sorudan paniklemeye başladı, çözemiyordu. Çok mu stres yapmıştı yoksa sınav gerçekten zor muydu anlayamamıştı. Derin derin nefes aldı. Kalbi göğsünden fırlayacakmış gibi atıyordu. Gözlerini kapadı, gelen araba seslerini ve kalp atışını dinledi.
Haksızlıktı, üç yıl boyunca her şeyini bir sınava vermişti. Şimdi ise hiçbir şey olmamış gibi pes etmiş, seneye tekrar hazırlanması gerekiyordu. Gözlerini açtığında gözlerinden süzülen yaşlar sınav kitapçığını ıslatıyordu. Böyle olmaması gerekiyordu, hayalleri ne kadar çabuk dağılmıştı.



Yorum bırakın